TMMOB Mimarlar Odası Kayseri Şube TOL Mimarlık Kültürü Dergisi

BÜYÜTEÇ

20. YILINDA AŞAĞI PINAR AÇIK HAVA MÜZESİ: ARKEOLOJİK VE KIRSAL KÜLTÜR VARLIKLARINI BİRLİKTE KORUMA ÇABASI

Sayı : 16
Kırklareli kent merkezinin hemen güneyinde yer alan Aşağı Pınar Höyüğü’nde 1993 yılından beri sürdürülen kazılarla, Trakya’nın tarihöncesi dönemine ilişkin önemli veriler elde edilmiştir. Aşağı Pınar yerleşimi, M.Ö. 6200’den M.Ö. 4700’e kadar aralıksız yerleşilmiş olduğundan, bölgenin yaklaşık 1500 yıllık çiftçi yaşam sürecini kesintisiz bir biçimde yansıtmaktadır. Bu uzun dönemde bir yandan Anadolu’dan Avrupa’ya çiftçi kültürü aktarılırken, bir yandan da Trakya’nın kendi yerel kültürleri oluşmuştur. Aşağı Pınar hem Avrupa tarımcı kültürünün temelini oluşturan bu hareketliliğin yaşandığı, hem de bölgenin kendi geleneklerinin geliştiği bir yerleşim alanı olarak, tarihöncesi dönem yaşam modelinin anlaşılması açısından özel bir önem taşımaktadır. Yerleşmenin 4000 m²’yi aşkın oldukça geniş bir alanda kazıyla açığa çıkartılmış olması, bütün bu sürecin ayrıntılı bir biçimde ortaya konmasını sağlamıştır. Aşağı Pınar kazılarında ortaya çıkartılan kalıntıların, eserlerin ve bilginin toplumla paylaşılması kaygısı, kazı ekibini arkeolojik alanın koruma ve sergilenmesine yönelik bir proje geliştirmeye yönlendirmiştir. Bu bağlamda hazırlanan “Aşağı Pınar Açık Hava Müzesi”, arkeolojik kalıntıların çağdaş bir yaklaşımla korunmasını ve sergilemesini hedefleyen ve toplumun tüm kesimlerine bu konuda bilgi aktarmayı amaçlayan bir yaklaşımla kurgulanmıştır. Proje, toplumsal katılımın yanı sıra uzmanlarında deneysel çalışmalar yapabilecekleri bir araştırma merkezi niteliğini de taşımaktadır. Bu makalede hazırlanan proje, bunun halen deneysel nitelikte sürmekte olan uygulaması, bu süreçte karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri anlatılacaktır.

Giriş

Kırklareli kent merkezinin hemen güneyinde yer alan Aşağı Pınar mevkiinde 1993 yılından beri sürdürülen kazılarla, Trakya’nın tarihöncesi dönemine ilişkin önemli veriler elde edilmiştir. Istranca Dağları ile Ergene Havzası’nın kesişme noktasında yer alan Aşağı Pınar yerleşimi, M.Ö. 6200’den M.Ö. 4700’e kadar aralıksız yerleşilmiş olduğundan, bölgenin yaklaşık 1500 yıllık çiftçi yaşam sürecini kesintisiz bir biçimde yansıtmaktadır. Bu uzun dönemde bir yandan Anadolu’dan Avrupa’ya çiftçi kültürü aktarılırken, bir yandan da Trakya’nın kendi yerel kültürleri oluşmuştur. Aşağı Pınar hem Avrupa tarımcı kültürünün temelini oluşturan bu hareketliliğin yaşandığı, hem de bölgenin kendi geleneklerinin geliştiği bir yerleşim alanı olarak, tarihöncesi dönem yaşam modelinin anlaşılması açısından özel bir önem taşımaktadır.

1993 yılında İstanbul Üniversitesi Prehistorya Anabilim Dalı’ndan Prof.Dr. Mehmet Özdoğan ve Alman Arkeoloji Enstitü’nden Prof.Dr. Hermann Parzinger tarafından başlatılan kazılar ilk beş yılın ardından aynı kurumdan Prof.Dr. Svend Hansen’in de katkısıyla yürütülmüştür. Yerleşiminin 4000 m²’yi aşkın oldukça geniş bir alanda açığa çıkartılmış olması, bütün bu sürecin ayrıntılı bir biçimde ortaya konmasını sağlamıştır. 1990’lı yılların sonlarında Aşağı Pınar kazılarından elde edilen verilerin değerlendirildiği bilimsel yayınlar, bilim dünyasında büyük etki uyandırmış, Trakya’nın kültür tarihindeki öneminin bilinenin ötesinde olduğu anlaşılmıştır (Özdoğan, 1999a). Arkeolojik çalışmalar kapsamında arkeobotanik, arkeozooloji, jeoarkeoloji gibi farklı uzmanlık alanlarından bilim insanlarının çok yönlü olarak sürdürdüğü araştırmalarla, bölgenin tarihöncesi dönemdeki doğal çevresi, yerleşmenin mimarisi, insanların yaşam biçimi üzerine ayrıntılı bilgi derlenmiştir. Bunun yanı sıra Trakya’nın Anadolu ve Balkanlar arasında bir kültür köprüsü olma işlevi de, arkeolojik verilerle kuvvetli bir biçimde desteklenmiştir.

Aşağı Pınar kazılarında ortaya çıkartılan kalıntıların, eserlerin ve bilginin toplumla paylaşılması kaygısı, kazı ekibini arkeolojik alanın koruma ve sergilenmesine yönelik projeler geliştirmeye yönlendirmiştir. Bunun için bir yandan kazı yerinde böyle bir çalışmayı gerekli kılan kendine özgü sorunlar tanımlanmış, bir yandan da daha genel boyutlarıyla bir tarihöncesi kazı alanının nasıl sergilenmesi gerektiği üzerine düşünülmüştür. Çözüm olarak geliştirilen projede, Aşağı Pınar’ın kendisi ile birlikte, genel anlamda tarihöncesi dönem yaşam biçimini tanıtmayı amaçlayan kurgu birleştirilmiştir. 1999 yılında tamamlanan ve “ideal” olarak tanımlanabilecek projede, Figür 1. Aşağı Pınar kazı alanından genel görünüm; 7-6-5-4 ve 2/3. tabaka kalıntıları çocuk – yetişkin tüm ziyaretçi kitlesinin “pasif izleyici” yerine “aktif katılımcı” olarak tanımlanmasının yanı sıra, bilim insanların deneysel çalışmalar, araştırmalar yapmalarını gözeten bir müze ve enstitü ikilisi öngörülmüştür . Yaklaşık 20 dönümlük alanda 17 yapıyı içerecek biçimde kurgulanan bu proje, 1999 yılında deneysel olarak tanımlanabilecek düzeyde uygulamaya geçilmiştir. Günümüzde üç yapı sergi evi olarak açılmıştır. Gelinen noktada uygulama sürecinde karşılaşılan güçlükler ve edinilen deneyimler çeşitli revizyonları da beraberinde getirmiş, proje ilk kurgusunda zaten tanımlanmış olan esnek tasarım özelliği çerçevesinde bazı değişiklikler yapılarak güncellenmiştir. Bu revizyonların yanı sıra 2012 yılında projenin ilk aşamasında bulunmayan bir bölüm de projeye eklenmiş ve Aşağı Pınar tarihöncesi dönem kültürünün yanı sıra Kırklareli’nin geleneksel kırsal kültürü de projeye dahil edilerek sergilenmeye başlamıştır. Bu makalede projenin ilk konsepti ve tasarımı kısaca açıklandıktan sonra uygulama süreci ve karşılaşılan güçlükler aktarılacak ardından hem tarihöncesi hem de günümüz geleneksel kırsal yaşam kültürünü sergileme yaklaşımı ele alınacaktır.

Aşağı Pınar Höyüğü Hakkında Genel Bilgi

Son bulgulara göre Aşağı Pınar Höyüğü yedi yapı katından oluşmaktadır. Balkan kronolojik sisteminde 7.-6. yapı katları İlk Neolitik Dönem’e, 5.-2. yapı katları Orta Neolitik Dönem’e, Anadolu kronolojisinde ise 7.-6. tabakalar Son Neolitik – İlk Kalkolitik Dönem’e, 5.-2. tabakalar Orta Kalkolitik Dönem’e tarihlenir. 1. yapı katı tarım etkinlikleri sonucu tahrip edildiğinden bu tabakada yapı kalıntılarına rastlanmamıştır. Yerleşmenin 1500 yıllık sürecinde her bir yapı katında birbirinden farklılaşan kültürlerin söz konusu olduğu saptanmıştır. Her tabakada gözlenen değişik mimari biçimlenişler de, diğer arkeolojik veriler gibi bunu açıkça ortaya koymuştur. Ancak her ne kadar Aşağı Pınar’da farklı mimari gelenekler söz konusu olsa da, yerleşmenin tüm süreci boyunca kerpiç çamuru dolgulu ahşap karkas yapı sisteminin çeşitli türleri kullanılmıştır  (Figür 1).

6. tabakada bitişik düzende üç dört mekanın birlikte bir yapıyı oluşturduğu ve benzer nitelikteki yapıların eğrisel bir hat üzerinde dizildiği bir yerleşme dokusu söz konusudur. 5. tabakada ortasında bir ocak yer alan tek ya da iki odalı evler vardır ve bunlar oldukça düzenli bir biçimde araziye yerleştirilmiştir. Bu tabaka mimarisinin önceden planlanarak oluşturulduğu söylenebilir. 4. tabakada çoğunlukla iki odalı evler vardır ve bunlar tıpkı bir alttaki tabaka gibi belli bir düzene göre konumlandırılmışlardır. 3. tabaka mimarisi oldukça bozuk bir biçimde açığa çıkartıldığı için ayrıntılı bir değerlendirme yapmak güçtür. 2. tabakada ise, diğer tabakalardan büyük ölçüde farklılaşan bir yaklaşımla önceden planlanmamış, daha rastlantısal bugünkü kırsal yerleşimlere benzer bir yerleşme dokusu vardır. Bu dönem yapıları taşıyıcı sistem ve biçimleniş açısından da alt evrelerden kökten bir biçimde ayrılmaktadır. 6–3. tabakalarda dik duvarlı ve kırma çatı ile örtülü yapılar söz konusuyken, 2. yapı katında iç mekana doğru eğrilen duvarların tepe noktasında birleşerek aynı zamanda çatıyı oluşturduğu, yerden başlayan bir tonoz gibi görüntüsü olan farklı bir yapı sistemi vardır. İngiltere’de Ortaçağ mimarisinde önemli bir yeri olan ve “cruck building” olarak adlandırılan bu ilginç yapı sisteminin  basit örnekleri bugün Istranca dağ köylerinde  varlığını halen sürdürmektedir.

Aşağı Pınar’ın bütün yapı katlarında karşılaşılan kerpiç dolgulu dalörgü yapı sistemi ile inşa edilmiş olan yapılar terk edildiklerinde, açık hava koşullarına karşı dayanıksız oldukları için, kalıntıların günümüze kadar ulaşması zordur. Ağaç organik bir yapı malzemesi olduğu için çürüyerek yok olur. Kerpiç ise özünde güneşte kurumuş toprak olduğundan o da eriyerek tekrar toprağa karışır. Bu nedenle bu tür yapılar ancak yangın geçirmesi durumunda daha kolay algılanabilir bir biçimde bugüne ulaşabilen kalıntılara dönüşebilirler. Böyle bir durumda ahşap yanarak yok olmakla birlikte, kerpiç yüksek sıcaklıktan dolayı sertleşerek tuğlasal bir nitelik kazanmakta ve varlığını sürdürmektedir. Kerpiç üzerinde yanmış ağaçların bıraktığı boşluklar da kalmakta ve bu tür yüzeylerde kereste-ağaç izleri kolaylıkla seçilmektedir (Eres 2003b). Yangın geçirmeyen yapılarda ise, duvarlar renk ve yoğunluk farklı ile kendilerini çevreleyen toprak düzlemde ayrılmakta, duvar yüzünde kalkerli sıva varsa bu ayrım biraz daha netlik kazanmaktadır. Bu tür yapı kalıntılarında iç mekanda yer alan sert taban kaplaması, ocak, seki gibi yapı öğeleri evlerin tanımlanmasını kolaylaştırmaktadır.

Ahşap tarihöncesi yapı kalıntıları her durumda zayıf izler niteliğinde günümüze ulaşmakta ve bunların mimari açıdan ayrıntılı bir biçimde incelenmesiyle yapıların nitelikleri anlaşılabilmektedir. Aşağı Pınar Höyüğü’ne sergilenebilir kalıntılar bağlamında baktığımızda, şiddetli yangın geçirmiş olan 6. ve 4. tabakada yapı kalıntıları yer yer 60–70 cm yükseklikte korunmuş duvar parçaları ve moloz birikintileri ile belli bir görsellik oluşturmaktadır. 2. tabakada ise duvar izlerine rastlanmamakla birlikle evler, ocak, ambar gözü gibi sabit iç mobilyalarıyla sığ bir moloz birikintisi biçiminde kendini göstermektedir. 5. tabaka ise yangın geçirmemiş olduğundan, yapılar duvar olduğu anlaşılan içten ve dıştan kalker sıvalı 5–6 cm yüksekliği geçmeyen toprak izleri ve ocaklarıyla tanımlanmaktadır .

Aşağı Pınar’da Koruma ve Sergilemeye Yönelik Sorunlar

Aşağı Pınar’da bulunan yapı kalıntıları, yangın geçirmiş olsun olmasın, her durumda bir evin üç boyutlu bir biçimde geçmişte nasıl var olmuş olduğunu belli etmeyen zayıf izler niteliğindedir (Figür 2). Bir ziyaretçinin mevcut in situ duvar parçalarına bakarak evleri ve yerleşmeyi algılaması pek kolay değildir. Bu bağlamda diğer bir sorun da, bu kalıntıların kazıyla ortaya çıkarıldıktan sonra açık hava koşullarında korunmasıdır. Her ne kadar sertleşmiş olsa da, kerpiç parçalarının açıkta kalması durumunda birkaç yıl içinde yağmur vb. nedenle çözülmeye başlaması ve toprağa karışması kaçınılmazdır. Dolayısıyla bunların mevcut durumuyla kazı alanında sergilenmesi olanaklı değildir.

Aşağı Pınar kazılarında söz konusu olan bu tür fiziksel sorunların yanı sıra sergileme stratejisini esas belirleyen, kuşkusuz ziyaretçinin hiç tanımadığı bu erken dönemlerin kültürünü ve yaşamını uygun bir sergi diliyle anlatabilme kaygısıdır. Türkiye’de tarihöncesi dönem bilgisi temel eğitimde çok kısa ve yüzeysel bir biçimde verilmekte, öğretmenin kendisinin tam olarak algılamadan aktardığı bilgi, öğrencinin hafızasında bir yer bulmamaktadır. Bunun yanı sıra son dönem araştırmalarının sonuçlarının da temel eğitime yansımaması, yanlış bilgilendirmeye neden olmaktadır. Son yıllarda bazı kazı yerlerinin basında sıkça yer bulması, tarihöncesi döneme ilişkin bir kamuoyu ortamı oluşturmaya başlamıştır. Ancak bu da tekil arkeolojik yerleşimler üzerinden ziyaretçinin ilgisini çekecek bazı özel niteliği olan öğelerle sağlanmaktadır. Dolayısıyla bunların hiçbirisi tarihöncesi dönem kültürünü, yaşam modelini günümüz toplumuna anlatmak için yeterli koşulları sağlamamaktadır. Bu bağlamda Aşağı Pınar projesinde, yerleşmenin gözle görülen elle tutulan somut eser ve kalıntılarının topluma sunulmasının ötesinde, bu nesnelerin anlamının ve bundan kaynaklı değerinin de ziyaretçiyle paylaşılabilmesine yönelik bir sergileme modeli oluşturmak, ana amaç olarak tanımlanmıştır.

Aşağı Pınar Açık Hava Müzesi Projesi

Tanımlanan sorunlar çerçevesinde Aşağı Pınar’ın korunması, gelecek kuşaklara aktarılması, burada üretilen bilginin toplumla paylaşılması ve bilimsel çalışmaların da yeni katkılarla devamını amaçlayan çok yönlü bir açık hava müzesi projesi hazırlanmıştır (Eres 1999). Öngörülen projenin bir ayağını toplum, diğer ayağını bilim insanları ve öğrenciler oluşturmaktadır. Bunun için müzenin yanı sıra deneysel arkeoloji çalışmalarına yönelik mekan ve bilim insanlarının konaklayabileceği bir yerleşme birimi de tasarlanmıştır. Böylece Aşağı Pınar’ın, höyüğün kültürel miras olarak sergilendiği bir müze olmanın yanı sıra, araştırma merkezi işlevi de yüklenmesi amaçlanmıştır.

Müze kapsamında ziyaretçinin yapı kalıntılarını görmenin yanı sıra, bunların o dönem toplumunun yaşama kültürünü yansıtan öğeler olarak taşıdığı anlamı hayalinde canlandırabilmesi için, doğal çevre ortamını da yansıtan bir tarihöncesi köy canlandırması yapmak uygun bulunmuştur (Figür 3). Böylece ziyaretçinin bu köyde dolaşarak, yapıların içine girip çıkarak ortamı duyumsaması, kazıda bulunmuş eserlerin modellerini-maketlerini incelemesi, bunların üretim teknolojileriyle ilgili bilgi alması, hatta kendisinin sergi evinde bulunan model-aletleri kullanarak ya da bunları üretmeye çalışarak aktif bir katılımcı olması amaçlanmıştır.

Avrupa’da ilk örnekleri 19. yüzyıl sonunda görülen açık hava köy müzelerinde, bir coğrafi ya da yönetsel bölge sınırları içindeki kırsal alandan toplanan evler müze alanı olarak saptanan sahaya taşınarak tekrar kurulur ve içinde bütün donanımı ve nesneleriyle birlikte bir köyün yaşantısı sergilenmeye çalışılır . Bu tür müzeler aracılığıyla Ortaçağ Avrupa çiftçi yaşamının modernleşmekte olan topluma tanıtılması amaçlanmıştır. 20. yüzyıl başında da Avrupa tarihöncesi kültürlerini topluma anlatabilmek için, kazılarda elde edilen bulguların incelenmesiyle tanımlanan ev tiplerine göre 1/1 ölçekli tarihöncesi yapı modellerinden oluşan köy müzeleri kurulmaya başlanmıştır . Bu müzelerin bazısında belli bir kazı yerinde saptanan ev tiplerinin canlandırması, bazısında da o coğrafi bölgede yapılan kazılardan gelen verilere göre farklı yerlerden değişik ev örnekleri sergilenmektedir. Bazı müzelerde yalnız tarihöncesi evler sergilenirken, bazılarında da tarihöncesinden Ortaçağ’a bir perspektif içinde evler sergilenir. Sergilemedeki farklı yaklaşımlara karşın bu müzelerin ortak özelliği, arkeolojik kazıdan çıkan veriler doğrultusunda “yapı rekonstrüksiyonlarıyla” tarihöncesi dönemin anlatımıdır.

Aşağı Pınar’ın tarihöncesi mimarisini üç boyutlu olarak tanımlamak için, yalnız mevcut yapı kalıntılarını incelemek yeterli olmadığından, benzer mimarilerin göründüğü aynı coğrafyada yer alan kazılarda ortaya çıkan bulgular ile bu dönemde Balkan yerleşmelerinde sıklıkla bulunan kilden yapılmış ev maketleri gibi arkeolojik verilerin yanı sıra, günümüz ahşap köy mimarisi de incelenmiştir.

Arkeolojik kalıntıların incelenmesinde sıklıkla başvurulan bir yöntem olan günümüz kırsal mimarisinden yararlanma, özellikle teknik yapı çözümlemelerinin arkeolojik verilerle karşılaştırılması bağlamında yararlı sonuçlar oluşturmaktadır. Ancak tarihöncesi dönem mimarisi ile günümüz kırsal yapıları arasında tarihsel bir bağ kurmak ya da az sayıda yapı belgelemesi ile arkeolojik sorunlara köklü çözümler üretmeye çalışmak tehlikeli sonuçlar da doğurabilir. Bu çerçevede Istranca Dağlık Bölgesi köy araştırmaları bize önemli deneyim kazandırmıştır. Çalışma kapsamında köylerde bulunan ahşap yapılar oldukça ayrıntılı bir biçimde belgelenmiş ve kerpiç dolgulu dalörgü yapı sisteminin çok zengin bir alt çeşitlemesi olduğu anlaşılmıştır (Figür 4). Farklı biçimleniş özellikleri olan yapıların yanma yıkılma gibi durumlarda nasıl bir yapı kalıntısı ve molozu oluşturacağı üzerine gözlemler ve fikirsel çalışmalar da bize, farklı mimarilerin geriye benzer nitelikte izler bırakabileceğini göstermiştir. Dolayısıyla köy belgelemelerinden edinilen bilgi birikimi, bir yandan kazıda ortaya çıkan kalıntıları karşılaştırmalı olarak değerlendirmek için kullanılmış, öte yandan da yalnızca kazık delikleri ve etrafa saçılmış in situ olmayan az sayıda kerpiç parçası ile varlık kazanan tarihöncesi yapıların üst yapısını kesin bir biçimde tanımlamanın çok kolay olmadığının anlaşılmasını sağlamıştır.

Bu bağlamda kazıda saptanan kalıntılar, Balkan kazılarından elde edilen bilgiler ve Trakya geleneksel kırsal mimarlık araştırmalarından sağlanan veriler birleştirilerek Aşağı Pınar’ın her bir yapı katı için yapıların restitüsyon önerileri geliştirilmiştir. Tüm bu çalışmaların sonunda Aşağı Pınar’ı topluma tanıtmaya yönelik bir köy tarihöncesi köy canlandırması yapılması planlandığında yerleşiminin uzun tarihsel süreci içinde Anadolu gelenekli mimariden yerel bölge koşullarına uyumlu yeni bir mimarlığa geçişini tanımlayan ve sonrasında Avrupa’da da izlenen iğmeli yapı sisteminin saptandığı 2. tabaka mimarisinin canlandırmasın yapılması uygun bulunmuştur. Mimarlık Figür 8. Aşağı Pınar Açık Hava Müzesi genel görünüm araştırmaları çerçevesinde her ne kadar 2. tabaka yapılarının taşıyıcı sistem özellikleri ve genel biçimlenişleri ortaya konmuşsa da büyükçe bir yerleşimin yapılaşma düzeni ve yapısal detayları bağlamında %100 doğru bir rekonstrüksiyon yapma olanağı olmadığından tarihöncesi köy canlandırması, doğrudan Aşağı Pınar’ın bir kopyası olarak değil, Trakya’nın bu dönemini temsil eden bir yerleşme olarak kurgulanmıştır.

1999 yılında tamamlanan müze projesinde, iğmeli evlerden oluşan çiftlikler birbirine eklemlenerek bir köy ortamı oluşturmakta, her bir çiftlikte tarihöncesi yaşamda mimarlık, gündelik yaşam, beslenme kültürü, teknoloji gibi konularda bilgi aktarılmaktadır  (Figür 3). Söz konusu proje 2001 yılında Edirne Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından onaylanmıştır. Hazırlanan proje oldukça büyük ölçekli bir köy yerleşimini önermektedir, ancak uygulama aşamasına geçildiğinde, bu büyük projenin maliyetini tek seferde karşılamak olanaklı olmadığından, daha da önemlisi böyle bir deneyim ilk kez yaşanacağından, ilk aşamada az sayıda yapı ile deneysel düzeyde işe başlamak daha doğru bulunmuştur. Nitekim ilerleyen süreçte günümüz çağdaş teknolojileri ile yeni malzeme kullanılarak üretilen yapılardan farklı olarak, bu geleneksel yapıların inşasının usta ve malzeme sağlama açısından çözümü çok da kolay olmayan büyük sorunlar içerdiği anlaşılmıştır.

İlk olarak Ahmetler Köyü’nden iki samanlık, odun fiyatına satın alınarak kazı alanına taşınmıştır (Figür 5-6). Yapılardan biri bölgede karşılaşılan en yüksek yapı olması açısından ayrıca önem taşımaktadır. Yaşı tam olarak bilinmemekle birlikte sahipleri tarafından yüz elli yıllık oldukları tahmin edilen samanlıkların ana gövdesini oluşturan meşelerin oldukça sağlam durumda olduğu görülmüştür. Yalnız toprağa giren kısımda çürüme saptandığından, ağaçların dip tarafı 70 cm kadar kesilmiştir. Bu yapıların iskeleti ustalarla kazı ekibinin ortak çalışmasıyla kurulmuş, ancak iskelet boşluklarını dolduran pargıların büyük çoğunluğu çürümüş olduğundan, ormandan yeni ve çok sayıda pargı sağlanması gerekmiştir. Orman İşletmeleri’nden istenilen nitelikte pargı alınamadığı için proje bir süre beklemek zorunda kalmıştır. 2006 yılında üçüncü bir samanlık yine Ahmetler Köyü’nden satın alınarak iskeleti kurulmuştur. Bu aşamada bir grup köylü çalışmaya başlamış, içlerinde usta bulunmaması nedeniyle iskeleti ayağa kaldırmak mümkün olmamış, ancak usta geldikten sonra onun yönlendirmesiyle herkesin hızlı bir biçimde çalışması sonucu yapı kurulabilmiştir (Figür 7).

2007 yılında yapılardan ikisinin üzeri örtülerek kapalı sergi mekanı haline getirilmiştir. Yapıların yüzeyinin kaplanması sürecinde çeşitli güçlüklerle karşılaşılmıştır. İstenilen nitelikte ve sayıda pargı bulmak olanaklı olmadığından kereste de kullanmak gerekmiştir. Yapılar sergi mekanı olarak kullanılacağından, yağmur almaması için pargılar yerleştirildikten sonra üzerine yalıtım malzemesi kaplanmış, ardından çavdar sapı üst örtü serilmiştir. Böylece açık hava koşullarına dayanıklı, ancak içten ve dıştan özgün malzeme ile kaplı duvar yüzeyleri elde edilmiştir.

Uygulamada Karşılaşılan Güçlükler

Aşağı Pınar Açık Hava Müzesi’nin deneysel nitelikte başlayan ilk aşamasında karşılaşılan çeşitli güçlükler, projenin tekrar ele alınmasını gerektirmiştir. Gerek inşaat işleri gerek ilk ziyaretçi gruplarının ilgisi değerlendirildiğinde proje yaklaşımının doğru olduğu, ana ilkelerde bir değişiklik gerekmediği, ancak projenin bütün yönleriyle tamamlanabilmesi için bazı kısmi değişiklikler yapmanın yararlı olacağı anlaşılmıştır.

Uygulama sırasında ilk büyük güçlük malzeme sağlamada yaşanmıştır. Köylerden ana iskeleti alınan yapıların diğer ince kesitli ağaç malzemesini Orman İşletmeleri’nden almak, söz konusu proje bilimsel nitelikli ve kamu yararına olduğu halde kolay olmamış, tam istenen nitelikte ve miktarda ağaç verilmemiştir. Bu nedenle piyasadan da koşullarımızı tam olarak sağlamayan malzemenin satın alınması gerekmiştir. İstenilen nitelikte çavdar tür işler yapmamaktadırlar. Yeni ustaların da yetişmemesi, köylerde bu yapılarla birlikte inşaat geleneğinin de yok olduğunu göstermiştir.

Istranca Dağlık Bölgesi mimarlık araştırmaları sırasında geçmişte bu yapıların, köylerin çevresinde bulunan doğal yapı malzemeleri ile yerel ustalar tarafından kolay ve ekonomik bir şekilde inşa edilmiş olduğu anlaşılmıştır. Ancak günümüzde bunları tekrar inşa etmek son derece güçtür. Kuşkusuz bu durum, kırsal mimarlık mirasının konusu olan bu tür evlerin restorasyonun da çok kolay olamayacağını göstermektedir. Kentlerdeki tarihi yapılar için talep artışına bağlı olarak uzman restoratörler, ustalar bulunmakta ve bir geleneksel yapı malzemesi piyasası yavaş yavaş oluşmaktadır, ancak kırsal alanda ne yerel süreklilik ne de çağdaş koruma ortamı ve piyasası yoktur. Bu nedenle kazı ekibi inşaatların her türlü detayı için kendisi çabalayarak çözüm üretmek zorunda kalmıştır.

Aşağı Pınar Açık Hava Müzesinde Sergileme Yaklaşımı

Aşağı Pınar Açık Hava Köy Müzesi’nin iç mekan sergileme yaklaşımı da, deneysel nitelikli inşaat uygulamalarına bağlı olarak geliştirilmiştir. Bunun için 2008 yılında iki samanlık yapısı sergi evi olarak kurulduktan sonra, bunlardan girişe yakın olanı aynı yıl, diğeri 2009’da ziyarete açılmıştır. Bu ilk aşamada, ziyaretçiye temel kültür tarihini, Kırklareli’nin tarihsel süreç içindeki önemini ve bunda Aşağı Pınar tarihöncesi yerleşiminin konumunu açıklamaya yönelik bilgi içeren pano ve maketler, bir anlatım yöntemi olarak benimsenmiştir (Figür 6). Bu ilk sergide panolarda;

arkeolojinin anlamı ve önemi,

kültür mirasına sahip çıkma mesajı,

Kırklareli’nin kültür tarihindeki önemi,

Kazı ekibinin Kırklareli çevresindeki çalışmaları ile bilim dünyasına katkısı,

Kazı ekibinin kültürel mirası koruma ve Kırklareli’nde kültür sektörü oluşturmaya yönelik projeleri,

Aşağı Pınar’ın kültür tarihindeki önemi, anlamı ve buluntuları metin ve görsel malzeme kullanılarak açıklanmaya çalışılmıştır. Mekanın ortasına da Aşağı Pınar’da bulunan farklı tabakalara ait yapıların 1/50–100 ölçekli maketleri yerleştirilmiştir.

İlk sergiye ziyaretçilerin ilgisi değerlendirildiğinde, her ne kadar panolarda büyük punto ile basılmış mesaj niteliğinde metinler yer almaktaysa da bunların pek ayrıntılı okunmadığı, buna karşılık maketlerin daha büyük ilgi çektiği gözlenmiştir. 2009 yılında ikinci sergi evi hazırlanırken ana konu olan mimarinin, 1/1 ölçekli modellerle anlatımının daha etkili olacağı düşüncesiyle, ana projede de yer alan yaklaşım doğrultusunda, mekanda 6. tabakada yer alan bir yapının kısmi canlandırması yapılmıştır (Figür 9). Söz konusu yapının bir odası oldukça yüksek seviyede korunmuş duvarları ile Aşağı Pınar’ın en görsel kalıntılarından biridir. Kazı sırasında duvarlar açığa çıktığında yerinde ilk sağlamlaştırması yapılmış, ardından kesilip taşınarak laboratuar ortamında konservasyonu yapılmıştır. Daha sonra bu duvarlar ikinci sergi evine taşınmış, duvar içlerindeki boşluklardan silikon kalıp tekniği ile dalörgü taşıyıcıların kalıbı alınmış ve bunlar kullanılarak duvar kalıntısının üzerinde kısmi rekonstrüksiyon yapılmıştır. Bu duvarların sınırladığı mekanın içinde bulunan ocak, işlik, seki, silo gibi yapı öğeleri aslına uygun olarak yapılmış, yapının bir ara katı olduğu bilindiğinden ara kat canlandırması yapılmış ve içeriye çanak yapmak, un öğütmek gibi işlerle uğraşan kişilerin de maketleri konularak bir gündelik ev yaşamı sergilenmiştir.

Bunun yanı sıra ikinci sergi evinde bir 4. tabaka yapısında bulunan ve ara kat döşemesine ait olduğu anlaşılan kerpiç parçaları da sağlamlaştırılıp bir araya getirilmiş ve böylece döşeme olabildiğince büyük bir alan kaplayacak biçimde sergilenmiştir. 2010 yılında bu sergi mekanında Aşağı Pınar mimarisini anlatan panolar ve farklı tabakalara ait kerpiç parçaları ile sergileme geliştirilecektir.

Üçüncü sergi evinin inşaat işleri 2010 yılında tamamlanmış ve burada birinci sergi evindeki panolardan biraz farklı bir yaklaşımla üç boyutlu rölyef niteliğinde canlandırmaların da bulunduğu, az metin içeren ancak görsel yönü etkin bir sergileme düzeni geliştirilmiştir. Istranca Dağlık Bölgesi mimarlık araştırmaları sırasında bölgeden toplanan etnografik malzeme de prehistorik benzerleriyle ilişkilendirilerek burada sergilenmektedir. Bunun yanı sıra 3. Sergi evinde tarihöncesi dönem zanaatleri 1/1 ölçekli insan maketleri ve alet edevatı ile sergilenmektedir (Figür 10).

Proje Revizyonu: Kırklareli Geleneksel Kırsal Yaşam Kültürünün Sergilenmesi

2012 yılında Istranca dağlık bölgesine yapılan ziyarette hem geleneksel köy yapılarının hem de geleneksel arım hayvancılığa dayalı köy yaşamının büyük ölçüde sonlandığı gözlenmiştir. Bu nedenle Aşağı Pınar müze alanının batı kesiminde “Kırklareli Geleneksel Köy Yaşamı” sergisi yapılmasına ve son yüz-yüzelli yılın geleneksel köy yaşamının da ziyaretçilere insan maketleri içeren mekânsal düzenlemelerle sunulmasına karar verildi ve bu kapsamda projede revizyona gidildi. Aynı süreçte Aşağı Pınar Açık Hava Müzesi'nin karşısındaki parselde bir ziyaretçi merkezi yapımına da karar verildiği için proje kapsamlı bir biçimde yeniden ele alındı (Figür 11). Kırklareli geleneksel köy yaşamı sergi bölümünde tarla süren, tohum eken, orakla biçen, döven süren insan gibi maketlerle tarım ve hayvancılık odaklı köy yaşamı canlandırıldı (Figür 12-14). Böylece yaklaşık MÖ 6. binyılda Anadolu’dan gelerek Aşağı Pınar mevkiinde bölgenin ilk köylerinden birini kuran topluluğun oluşturduğu tarım ve hayvancılıkla uğraşan yerleşik köylü yaşam modelinin aslında son halkasını oluşturan el emeğine ve beden gücüne dayalı tarım ve hayvancılıkla yaşayan 20. yüzyıl başı Trakya toplumunun da sergilenmesi amaçlanmıştır.

Sonuç

Aşağı Pınar kazısında ortaya çıkan arkeolojik kalıntıların korunması ve buradan edinilen bilginin toplumla paylaşılması kaygısıyla geliştirilen açık hava müzesi projesi, zaman içinde günümüz geleneksel köy yaşamını içerecek şekilde geliştirilmiştir. Istranca dağlık bölgesinde 1997’den beri sürdürdüğümüz mimarlık araştırmaları bölgenin yerel gelenekli kırsal mimarisinin hızlı yitirilmekte olduğunu ortaya koymuştur. Özellikle de Türkiye genelinde yalnız Trakya’dan bilinen “iğmeli yapı”ların yok olması kültür arihimiz açısından boşluğu doldurulamaz bir kayıp olacaktır. Tarihöncesi dönem mimarisiyle de benzeşen yapısal özellikleri olan bu mimari geleneğin benzerlerinin İngiltere Ortaçağ mimarisinden bilinmesi, bu yapı sisteminin uzun bir tarihsel süreçte çok farklı coğrafyalarda kullanıldığını ve evrensel bir değer oluşturduğunu göstermektedir. Dolayısıyla tarihöncesi dönemde Aşağı Pınar’da da varlığı bilinen iğmeli yapı sisteminin günümüz örneklerinin açık hava müzesinde kullanılmasıyla hem bu tür yapıların korunması hem de müze ortamında kolayca ziyaret edilerek toplum tarafından öğrenilmesi, benimsenmesi de sağlanmaktadır. Aşağı Pınar açık hava müzesi, geleneksel kırsal yapıların arkeolojik bir alanın sunumunda kullanıldığı bir proje olarak Avrupa açık hava köy müzesi örneklerinden de farklılaşarak yeni bir model oluşturmaktadır. Ancak projenin uygulama sürecinde karşılaşılan pek çok güçlük, günümüzün önemli tartışma konularından “sürdürülebilirlik” bağlamında da ayrı bir tartışmanın yapılmasını gerekli kılmaktadır.

Kaynaklar

Akdağ, Aysun, Tarihöncesi Dönem Açık Hava Müze Teşhirleri ve Kırklareli Aşağı Pınar Projesi'nde Uygulama Modeli, Yıldız Teknik Üniversitesi Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2002.

Arı, İlknur, Tarihöncesi Yerleşimlerde Kültürel Miras Yönetimi, İstanbul Üniversitesi Basılmamış Doktora Tezi, İstanbul 2009.

Arı, İlnur ve Eres, Zeynep “From a Granary to an Exhibition Hall, Making Use of the Traditional Architectural Structures of Thrace to Display Archaeological Sites”, H.T. Yıldız ve Y.İ. Güney (yay.) Revitalising Built Environments: Requalifying Old Places for New Uses. IAPS-CSBE Culture & Space in the Built Environment Network and the IAPS - HOUSING Network, 12–16 October 2009, İstanbul 2009.

Bandi, Hans-Georg, “Pfahlbaubilder und Pfahlbaumodelle des 19. Jahrhunderts”, Archäologie der Schweiz, S. 2, (1979), s. 8-32.

Charles, Frederick William Bolton, Medieval Cruck-Building and Its Derivatives, The Society for Medieval Archaeology Monograph Series no:2, 1967.

Eres, Zeynep, “20. Yılında Aşağı Pınar Açık Hava Müzesi: Arkeolojik ve Kırsal Kültür Varlıklarını Birlikte Koruma Çabası”, (yay.) A. Yaraş, G. Üsküplü, Trakya’da Arkeoloji I, Ege Yayınları, İstanbul, (2023), 313-332.

Eres, Zeynep, “Kırsal Mimarlığın “Miraslaşma” Süreci: Avrupa Açık Hava Köy Müzeleri Üzerinden Bir Değerlendirme”, Mimar.ist, S.67, (2020), s. 40-51.

Eres, Zeynep, “Kırklareli Aşağı Pınar ve Kanlıgeçit Kazılarının 20. Yılında Koruma ve Alan Yönetimi Çalışmaları - Conservation and Site Management Studies in the 20th Year of the Kırklareli Aşağı Pınar and Kanlıgeçit Excavations”, (yay.) Bachmann, M., Maner, Ç., Tezer, S. and Göçmen, D., Heritage in Context, Miras, S. 2, Deutsches Archäologisches Institut Istanbul, Ege Yay., İstanbul, (2014), s. 89-130.

Eres, Zeynep, “Erkenntnisse aus der Ländlichen Architektur in Thrakien für das Verständnis der vorgeschichtlichen Flechtwerkbauweise. Rekonstruktionsversuche zu den Bauten der Schicht 2 des Siedlungshügels Aşağı Pınar”, Bautechnik im antiken und vorantiken Kleinasien, Deutsches Archaeologisches Institut Istanbul, Ege Yayınları, (2009), s. 39–63.

Eres, Zeynep, “Kırklareli Bölgesi’nin Kırsal Mimari Geleneği”, Yıldız Dağları ve Yakın Çevresi Tarihi Araştırmalar Sempozyumu – Historical Researchment at Strandza Mountains & in their Vicinity, 22–25 Mayıs 2006, Kırklareli, (2006), s. 47–160.

Eres, Zeynep, “Traditionelle Dorfarchitektur im Istranca-Gebirge”, (yay.) N. Karul, Z. Eres, M. Özdoğan, H. Parzinger, Aşağı Pınar I Einführung, Forschungsgeschichte, Stratigraphie und Architektur, Deutsches Archaeologisches Institut (Eurasian-Abteilung) & Verlag Philipp von Zabern, (2003a), s. 155–173.

Eres, Zeynep, “Die Hüttenlehmreste von Aşağı Pınar”, (yay.) N. Karul, Z. Eres, M. Özdoğan, H. Parzinger, Aşağı Pınar I Einführung, Forschungsgeschichte, Stratigraphie und Architektur, Deutsches Archaeologisches Institut (Eurasian-Abteilung) & Verlag Philipp von Zabern, (2003b), s. 126–154.

Eres, Zeynep, “Traditional Village Architecture of Thrace: Documentation, Problems and Future Prospects”, (yay.) H. Turgut ve P. Kellet, Traditional Environments in a New Millenium, 2nd International Symposium, IAPS-CSBE Network, 20–23 June 2001 - Amasya, IAPS-CSBE Network Book Series:4. (2002), s. 447–452.

Eres, Zeynep, “Kırklareli – Aşağı Pınar Açık Hava Müzesi”, Arkeoloji ve Sanat, S: 101-102, (2001), s. 19-36.

Eres, Zeynep, Tarihöncesi Kazı Yerlerinin Koruma, Restorasyon, Sergileme Sorunu ve Çözüme Yönelik Bir Uygulama: Kırklareli - Aşağı Pınar Örneği, İstanbul Teknik Üniversitesi Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 1999.

Eres, Zeynep ve Özdoğan Eylem, “A New Approach in Studying the Structural Systems of Prehistoric Wooden Post Buildings: A Case Study from Aşağı Pınar in Eastern Thrace”, (yay.) R. Carvais, A. Guillerme, V. Negre and J. Sakarovitch, Nuts & Bolts of Construction History Culture, Technology and Society, 4th International Congress on Construction History (ICCH), 3-7 July 2012, Paris,, C. 3, (2012), Picard, s. 149-156.

Eres, Zeynep, Özdoğan Eylem, Demirtaş Ahmet, “Aşağı Pınar Açık Hava Müzesi: Yaklaşım, Uygulama Süreci ve Karşılaşılan Sorunlar”, TÜBA-KED, S. 8, (2010), s. 183-200.

Karul, Necmi ve Eres Zeynep, “Rekonstruktionsversuche zu den Bauten von Aşağı Pınar”, (yay.) N. Karul, Z. Eres, M. Özdoğan, H. Parzinger, Aşağı Pınar I Einführung, Forschungsgeschichte, Stratigraphie und Architektur, Deutsches Archaeologisches Institut (Eurasian-Abteilung) & Verlag Philipp von Zabern, (2003), s. 174–180.

Karul, Necmi, Eres Zeynep, Özdoğan Mehmet ve Parzinger Hermann (yay.), Aşağı Pınar I Einführung, Forschungsgeschichte, Stratigraphie und Architektur, Deutsches Archaeologisches Institut (Eurasian-Abteilung) & Verlag Philipp von Zabern, 2003.

Özdoğan, Mehmet, “Organizing prehistoric sites as open air museums. Two experimental cases: Çayönü and Kırklareli”, (yay.) Ahunbay Z. ve İzmirligil, Ü., Management and Preservation of Archaeological Sites, ICOMOS Türkiye, YEM Yayınları, (2006), İstanbul, s. 50-57.

Özdoğan, Mehmet, “Anadolu’dan Avrupa’ya Açılan Kapı Trakya”, Arkeoloji ve Sanat, S. 90, (1999a) s. 2-28.

Özdoğan, Mehmet, “Preservation and Conservation of Prehistoric Sites. Two Experimental Cases: Çayönü and Kırklareli-Aşağıpınar”, (yay.) M. Korzay, N.K. Burçoğlu, Ş. Yarcan, D. Ünalan, International Conference on Multicultural Attractions and Tourism I, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, (1999b), İstanbul, s. 179–195.

Özdoğan, Mehmet ve Eres, Zeynep, “Protection and Presentation of Prehistoric Sites: A Historic Survey from Turkey”, Origini, S. XXXIV, (2012), s. 467-484.

Schöbel, Gunter, “Pfahlbaumuseen und Pfahlbausammlungen”, Archäologie in Deutschland Sonderheft, (1997), s. 115-123.

Rieger, İsolde, “Freilichtmuseum und Denkmalpflege”, Museumskunde, S. 43, (1978), s. 11- 15.